Benazir / Yaşar Seyman

Benazir Bhutto, Yaşar Seyman'a babası tarafından örnek gösterilen kadın.

Ankara, 17 Haziran 2016


BENAZİR’İ NEDEN YAZDIM

21 Haziran, güneşin gökyüzünde en uzun kaldığı gün...

21 Haziran bir başka güneşin doğduğu, 54 yıl gökyüzünü aydınlattığı bir gün. Benazir Bhutto’nun doğum günü.

İnsanların doğduğu günü önemserim. Doğduktan sonra ölümsüz olmayı başaran insanları saygıyla anarım. Benazir kadın olarak doğmakla yetinmeyip; kendini yeniden yaratan kadın olarak zaten ölümsüzdür.

 Ölümsüzlerin doğum günleri de ölümsüzdür.

En uzun gün doğan Benazir, en uzun gecelerden birinde, 27 Aralık’ta öldürüldü. Kaderin bir cilvesiydi belki de bu. Karanlık, karanlık ile başladı.

İndus nehri Umman denizine oradan da okyanusa kavuştuğunda, Pakistan semaları koyu karanlık ve pusluydu. Deniz bütün gücüyle geri itiyordu Benazir’i, İndus ise “vakti geldi,” diyordu tüm haşmetiyle. “O artık öldü ve ancak senin kucağında yaşayabilir. Onu buralardan götür, okyanus dinginliğinde unutulmaz olacaktır.”

İşte bu yalnızca güçlü bir kadının öyküsü değil, insanlığın öyküsüdür.

 Habil ile Kabil’den bu yana süregelen iyilik ile kötülüğün kavgasıdır. Kötülük her zaman olduğu gibi kurnazlığını kullandı ve dünyanın en yürekli, en akıllı kadınlarından birini daha avlamayı başardı.

Kurnazlık her zaman akla karşı üstün gelmişti, yine geldi. Ayırım gözetmeden halkını aydınlığa taşımak için ülkesine dönen Benazir, yine halkı tarafından dünyanın gözü önünde yok edildi.

Benazir bilmiyor muydu başına gelecekleri? Elbette biliyordu, ama yürekli olmak işte budur: Ucunda ölüm de olsa, geri adım atmamak. Başına gelebilecekler kulağına fısıldandığında, artık geri dönüşü olası olmayan bir yoldaydı o ve geri dönmek kaldırılamayacak kadar büyük bir utanç olacaktı.

Kadınların gerektiğinde ne kadar güçlü ve kararlı olduğunun bir örneğidir Benazir. Bu yüzden de tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştır. Bu bile Benazir Bhutto’nun yaşamını yazmam için önemli bir nedendi.

Ancak Benazir’in yaşamını yazmamdaki asıl neden, dünyada çok insanla kurabileceğimi düşündüğüm bir empatiyi onunla kurabileceğim düşüncesiydi. Gençliğimden beri babamın da özeniyle Benazir yaşantımda bir örnek oldu.

Bazı yaşamlar vardır, kıskanırsınız, neden sizin yaşamınız o yaşamlara benzemiyor diye hayıflanırsınız. Ucunda ölüm de olsa, kısacık bir yaşam da size sunulsa, razı olmak istersiniz. Zira tarihe anlamlı bir not düşmek, bütün yaşam boyunca “ben ne işe yarıyorum” sorgulamasından daha anlamlı gelir.

Kitabı yazmakla bir anlamda kendimi kısa süreliğine de olsa aynı kuşaktan olduğum Benazir’in yerine koyabildim. Bir süre onun yaşadığı sıkıntıları, sevinçleri, sevgileri ve korkuları yaşamaya çalıştım. Zor bir yaşam olduğunu ancak okudukça, tanıdıkça anlayabildim. Yaşamın zorluğunun sözcüklerle anlatılmasının olası olmadığını öğrendim.

Ama elimden geleni yaptım. Benazir’i tüm içtenliğimle yeniden yaşatmaya çalıştım. Yazdıkça daha yüreklendim, yüreklendikçe daha da sevdim.

Bu tür yazılar bir açıklamadan çok bir duygu akışı verir okuyana. Kitapta anlatmaya çalıştığım Benazir için burada sloganlaşmış söylemlerle işi basite indirgemek istemiyorum. Şu kadarını söylemekle yetineceğim:

Benazir Bhutto’yu önce kadın siyasetçi olarak sevdim, sonra kadın olarak sevdim ve kitap bittiğinde artık onu insan olarak sevdiğimi fark ettim.

Az şey midir bu kazanç?

 

 Yaşar Seyman

yasarseyman@gmail.com